21 Mayıs 2013 Salı

Karbon

  Gece nasıl yalnız kaldığında kendin oluyorsan, ne kadar kaçmıyorsan kendinden; toplum içinde arkadaşlarınlayken de o kadar saçmalama hakkına sahipsin. Değilsen, olmalısın. En nihayetinde hiçbirimiz Gregor Samsa değiliz. 
  Sana eşlik eden şey ağlamaksa, bana eşlik eden şey Low'un I Could Live in Hope albümüdür. Bu saatte kimseyle paylaşılamayacak kadar özeldir. Belki söylerim sana, dinlersin. Ama asla düşündüğümüz şeyler bir olamaz. Kar gibi. Dışarıdan bakınca hepsi aynı ama aynı zamanda her biri eşsiz. Yaşadığımız zaman boyunca mikroskop altına yatırabildiklerimizse çok sınırlı. -erimeden- Tanıdığını zannettiğin her insan eşsiz. Fakat karbon-6 atomu gibi, dizilişine göre biri biliğimiz kalem ucu -grafit- diğeri ise insanların uğrunda insanları öldürdüğü elmas. Anlayabileceğin gibi, yapıtaşını bilerek bir şeyi tanıyor olamazsın. Zamanla neyin nereye oturduğunu çözersen "Ben bunu biliyorum!" deme hakkına sahipsin. Tabii bildiğin şey sana kendini öyle göstermek istememişse veya sen grafitin elmas olduğuna inanmak istememişsen. 
  Eğer karbon-14'sen tehlikelisindir. İnsanlar seni kurşun kutular içinde saklar. En nihayetinde biraz Gregor Samsa olursun. 

12 Mayıs 2013 Pazar

Iki.

Istediğimizde yalnızca ölebiliyoruz. 
Şansın şakağa değdiği yerden paralel bir hayata dik indirip tepedeki müzmin hayaleti iki eşit parçaya bölüyoruz.
Iki kenarı ikiz üçgenler gibi kollarımız genelde aynı boyda. 
Eğer titremiyorsa hala elim, her şeyi ikiye böleceğim. 
Eminim. 
Ikiye. 
Sesliye ve sessize. 
Deliye ve dilsize. 
Istediğimizde yapabildiğimiz tek şey ölmek.
Onu da hastalıklar elimizden aldı. 
Boş bir evin hayaleti gibi ölüme değecek bir şeyler aramak.  
Boş bir evin hayaleti gibi gelmeyen konukların yüzlerindeki vaziyeti araklamak. 
Bir tepenin zirvesindeyim. 
Takriben dörtyüz metre. 
Ikiye bölünüyorum burada. 
Bundan da eminim.