24 Nisan 2013 Çarşamba

Gerçek - Yalan Paradoksu Üzerine

  Bana kimse inanmayacak ama eğer gerçek diye bir şey varsa onu kimse tarafından inanılmamasından tanıyabilirsin.
  Söylemeye çalıştığım şey; yalancı kişi doğruya doğruyu arayan ya da doğruyu isteyen kişilerden daha yakındır. Gerçek; gerçekten söz eder ama aynı zamanda ondan korkar. Yalancı; Gerçeği bilir ve onun sıkıntısını çeker ardından onu değiştirmeye çalışır.
  Velhasıl doğrusunu bilmeden yalan söyleyemezsin.

Fitter, happier.


fitter, happier 
more productive
comfortable
not drinking too much
regular exercise at the gym (3 days a week)
getting on better with your associate employee contemporaries
at ease
eating well (no more microwave dinners and saturated fats)
a patient better driver
a safer car (baby smiling in back seat)
sleeping well (no bad dreams)
no paranoia
careful to all animals (never washing spiders down the plughole)
keep in contact with old friends (enjoy a drink now and then)
will frequently check credit at (moral) bank (hole in wall)
favours for favours
fond but not in love
charity standing orders
on sundays ring road supermarket
(no killing moths or putting boiling water on the ants)
car wash (also on sundays)
no longer afraid of the dark
or midday shadows
nothing so ridiculously teenage and desperate
nothing so childish
at a better pace
slower and more calculated
no chance of escape
now self-employed
concerned (but powerless)
an empowered and informed member of society (pragmatism not idealism)
will not cry in public
less chance of illness
tires that grip in the wet (shot of baby strapped in back seat)
a good memory
still cries at a good film
still kisses with saliva
no longer empty and frantic
like a cat
tied to a stick
that's driven into
frozen winter shit (the ability to laugh at weakness)
calm
fitter, healthier and more productive
a pig
in a cage
on antibiotics


12 Nisan 2013 Cuma

Istanbul'da yaradılış ve yok oluş.

  Yanımda içinde 30-40 şarkı olan bir mp3 çalar, dünyevi sesleri duymamamı sağlayacak iyi bir kulaklık, iç cebi olan herhangi bir mont, montun iç cebinde alkol oranı %35 üzerinde olan 20 ila 35 cl arası herhangi bir gerçeklik sıvısı ve Istanbul'un yürünebilecek yolları olduğu süre boyunca hiç olmadığım kadar var ediyorum kendimi. 
  Belki gecenin sonunda Beşiktaş'ın sahilindeki banklarda alkol yüzdesi  %4.8 olan filtresiz mat şişelerden bir iki tane içeriz, sen yine beni yok edersin, ne dersin?

10 Nisan 2013 Çarşamba

Gelglt ile çekilen kan.

  Yenmek için adım atmadığımız sürece yenilmiş insanlarız. Biliyorsun ki adım atmak bize göre değil. Bize göre olan göz alabildiğine kaçmak. Kırıp kaçmak. Kırmadan kaçmak. Ortalığı talan edip kaçmak. Ardına bakarak kaçmak. Ardından baktığını bildiğin için kaçmak. Ardından baksın diye kaçmak. Bunların hepsini yaşadık, bilirsin. Ve kaçıp tek başımıza olduğumuzda bile bu olayın içinde iki kişi vardı, hep. 
  Saklanmak konusuna gelelim. Günlük hayat içinde ne güzel renk vermeyiz biz değil mi? Gökkuşağının renkleri arasında rengimizi kaybederiz. Ama gece olunca gerçek renkler ortaya çıkar. Biz hiç gece görüşmedik. Eğlenceli olan hangi renk olduğumuzu bilmemek değil mi? 
  Biz hiç bildiklerimizden emin olamadık, ya da biz hiç bilemedik ki. Gerçek denen şey; bizim için yoktu. Çünkü yaratmadık, mütemadiyen

9 Nisan 2013 Salı

Mütemadiyen

    Mütemadiyen içimizin dört bir tarafı gri renk havada uçuşan düellolarla çevrilmişken bizim yaptığımız tek şey derinlere dalmak. Ardından belki hızlıca çıkarız da barometrelerdeki kırmızı civalar bir anda alçalır, derimizin altındaki kızıl renk akan akarsuların debisi tavan yapar. Biz direnmeyiz. Son 3 sayfasını okumaya kıyamayıp da bitiremediğimiz kitaplar gibi, içimizden çıkacak şeyleri birbirimizin hayal gücüne bırakırız, mütemadiyen
   Mütemadiyen birçok şeyi yaşayıp tükenme-tüketme zevkine ulaşabilirdik. Ellerimizin içinde birbirimizin avuçiçleri değil, koskoca bir hiç olurdu. Bizden. 22+X senden, 22+ ya X ya Y benden. O da şansımız varsa. Ya da onlar da bizim gibi ayrılmaz ve sakat bir hiç'imiz mi olurdu dersin? Belli olmaz. Karışılmaz. Girişilmez böyle şeylere. Yanyana son dakikalarımızı geçiriyor olduğumuzu bilerek bile hiç dokunmadık biz içimize. Bozmak istemediğimiz sabun köpükleri. Içimiz gayet şelalenin düştüğü yerdeki köpükler kıvamındaydı o dakikalar. Sonrasında bataklıkçasına kafamızı koyduğumuzda içine çeken yastıklar. O dakikalarda anlarsın. Ama bizim içimizde hiç pişmanlık olamazdı ki. Tükettiğimize de inanmadık. Tüketemedik ki. Çekoslovakyalılaştıramadık biz içimizdekileri. Kendimiz için her şeyi yaratmasını bildik biz. Ne yokluklarda mutlu olmasını bildik. Alıştık belki. Birlikte hiç mutlu olamadık. Biz için de yarattığımız tek şey bu hiç. Ben severim, seni değil, hiçimizi severim. Hiç'ler tüketilmez bilirsin. Ayrı hayatlarda tüketilecek bolca angarya var. Dünyayı bitirene kadar tüketmeye devam. En son ikimiz kalacağız. Iki yol seçmek yerine tabelanın ortasından tarlaya dalıp ordan yürüyeceğiz. Yarattığımız normal bu, dikine. Başımız dik. Kafanın içindeki et hariç tüm gerçekler bedene ağır geldiğinden beri sırtımız gökte. Yeterince yaratmadık, mütemadiyen.