Mütemadiyen içimizin dört bir tarafı gri renk havada uçuşan düellolarla çevrilmişken bizim yaptığımız tek şey derinlere dalmak. Ardından belki hızlıca çıkarız da barometrelerdeki kırmızı civalar bir anda alçalır, derimizin altındaki kızıl renk akan akarsuların debisi tavan yapar. Biz direnmeyiz. Son 3 sayfasını okumaya kıyamayıp da bitiremediğimiz kitaplar gibi, içimizden çıkacak şeyleri birbirimizin hayal gücüne bırakırız, mütemadiyen.
Mütemadiyen birçok şeyi yaşayıp tükenme-tüketme zevkine ulaşabilirdik. Ellerimizin içinde birbirimizin avuçiçleri değil, koskoca bir hiç olurdu. Bizden. 22+X senden, 22+ ya X ya Y benden. O da şansımız varsa. Ya da onlar da bizim gibi ayrılmaz ve sakat bir hiç'imiz mi olurdu dersin? Belli olmaz. Karışılmaz. Girişilmez böyle şeylere. Yanyana son dakikalarımızı geçiriyor olduğumuzu bilerek bile hiç dokunmadık biz içimize. Bozmak istemediğimiz sabun köpükleri. Içimiz gayet şelalenin düştüğü yerdeki köpükler kıvamındaydı o dakikalar. Sonrasında bataklıkçasına kafamızı koyduğumuzda içine çeken yastıklar. O dakikalarda anlarsın. Ama bizim içimizde hiç pişmanlık olamazdı ki. Tükettiğimize de inanmadık. Tüketemedik ki. Çekoslovakyalılaştıramadık biz içimizdekileri. Kendimiz için her şeyi yaratmasını bildik biz. Ne yokluklarda mutlu olmasını bildik. Alıştık belki. Birlikte hiç mutlu olamadık. Biz için de yarattığımız tek şey bu hiç. Ben severim, seni değil, hiçimizi severim. Hiç'ler tüketilmez bilirsin. Ayrı hayatlarda tüketilecek bolca angarya var. Dünyayı bitirene kadar tüketmeye devam. En son ikimiz kalacağız. Iki yol seçmek yerine tabelanın ortasından tarlaya dalıp ordan yürüyeceğiz. Yarattığımız normal bu, dikine. Başımız dik. Kafanın içindeki et hariç tüm gerçekler bedene ağır geldiğinden beri sırtımız gökte. Yeterince yaratmadık, mütemadiyen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder